Hayata ve ölüme ait denemelerimin ana sayfası...

Cumartesi, Eylül 01, 2012

İşler Güçler

katıksız durum komedisi. Sadece gülmek için. Nasıl başlayacağı , nasıl biteceği belli değil. Salih abi süper Türk, Süt

Perşembe, Ağustos 30, 2012

GAZETECİLER.COM - İzmir Ata Koleji öğrencilerinin Atatürk'ün Sakarya Savaşı sırasında karlar içinde dinlenirken çekilen görüntüsüyle birleştiren fotoğraf sosyal medyada günün konusu oldu. Atatürk fotoğraflarına yeni bir konsept kattıklarını belirten okul yöneticileri, "Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetimizin kurucusu olarak onu yeni nesillere emanet etmiştir. Yeni nesil umuttur, gelecektir. Çocuklar geleceğimizin temsilcileridir. Bu temada biz umudu ve geleceği ve yeni nesilden beklentimizi hassas bir çizgide vurgulamayı istedik ve amacımıza ulaştık" dediler. Fotoğraf, bir yandan Facebook'ta ve Twitter'da paylaşılırken, diğer yandan da 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında tebrik mesajı olarak kullanılmaya başlandı.

Aklıma geldi...

Hazreti Google sayesinde tekrardan aklıma geldi. Böyle bir yerim vardı bir zamanlar, kaçtığım sığındığım... Uzun zaman olmuş. Kaçacak şeylerim kalmamış. Otay gelmiş Eslam gelmiş. Hoş gelmişler sefa getirmişler. Ama yine de burayı unutmamak lazım.. arasıra bazı bazı

Pazartesi, Nisan 02, 2007

Gençliğe Hitabe

GENÇLİĞE HİTABE
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927

Perşembe, Kasım 30, 2006

Abisto

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Atatürk

Umudum Gitti - Güle Güle KARAOĞLAN


Bülent Ecevit (1925 - 2006 )



1925'te İstanbul'da doğdu. 1944 yılında İstanbul Amerikan Koleji'ni bitirdi. 1944'te çalışma yaşamına girdikten sonra, işten ayırabildiği zamanlarda Ankara Üniversitesi'nde İngiliz dil ve edebiyatı, Londra Üniversitesi'nde Sanskrit, Bengalce, sanat tarihi bölümlerine devam etti. 1957'de de ABD' de Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay incelemelerde bulundu.

1944'te Ankara'da Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'ne İngilizce çevirmeni olarak girdi. 1946-50 arasında Londra'da Türk Basın Ateşeliği'nde çalıştı. 1950-60 arasında "Ulus" gazetesinde, ve "Ulus"un kapatıldığı yıllarda "Yeni Ulus" ve "Halkçı" gazetelerinde, yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 sonu ile 1955 başlarında ABD"de, Kuzey Carolina'da yayınlanan "Winston-Salem" gazetesinde konuk gazeteci olarak görev yaptı. 1965'de "Milliyet" gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1950'lerde "Forum" dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1972'de aylık "Özgür İnsan", 1981'de haftalık "Arayış", 1988'de aylık "Güvercin" dergilerini çıkarttı.

1957-1980 arasında, önce Ankara, sonra Zonguldak'tan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Milletvekili oldu. 1960-61'de Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961-65 yılları arasında Çalışma Bakanlığı yaptı. 1966'da, CHP Genel Sekreterliğine getirildi. 1971'de Partisinin askeri yönetimce oluşturulan hükümete katkıda bulunmasına karşı çıkarak bu görevinden ayrıldı. 1972 Mayısında CHP Genel Başkanlığına seçildi. 1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyonunun başbakanı oldu. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleşti.

1977'de bir azınlık hükümeti kurdu fakat güvenoyu alamadı. 1978'de, Partisinin TBMM'de çoğunluğu bulunmamakla beraber, bazı bağımsız üyelerin ve küçük partilerin katkısıyla bir hükümet kurdu. Bu Başbakanlık dönemi 21 ay sürdü. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, askeri yönetime karşı çıkışları nedeniyle üç kez hapse mahkum oldu.


KESİTLER

Müderris Mustafa Efendi’nin torunu
"Edebiyatçı olmak istiyorum"
Ulus’tan politikaya
Ortanın solu Kavgası
Başbakan Ecevit
Güneş Motel olayı
Demokratik Sol Parti




Bülent Ecevit, yasaklı döneminde, eşi Rahşan Ecevit başkanlığında kurulan Demokratik Sol Partinin kuruluşuna katkıda bulundu. 1987'deki halkoylamasıyla, siyasal haklarına yeniden kavuşunca, DSP Genel Başkanlığına Bülent Ecevit seçildi. Kısa bir süre sonra yapılan genel seçimlerde Partisi iyi sonuç alamayınca bu görevden ayrıldı. Fakat 1989 başlarında, yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı bir sırada Genel Başkanlık boşalınca toplanan Olağanüstü Kurultay'da yeniden Genel Başkan seçildi. 1991 seçimlerinde de Zonguldak'tan milletvekili seçildi. 28 Şubat sürecinden sonra oluşan siyasal kaosta azınlık hükümeti kurma görevi verildi ve 70 milletvekili ile başbakan oldu. 18 Nisan 1999 yılında yapılan genel seçimlerde partisini birinci parti yaparken, MHP ve ANAP ile ortak hükümet kurdu ve bu hükümetin başbakanı oldu.



--------------------------------------------------------------------------------

MÜDERRİS MUSTAFA EFENDİ’NİN TORUNU
28 Mayıs 1925 gününün ilk saatlerinde Beşiktaş’ın Valideçeşme semtindeki Pembe Köşk’te Fahri-Nazlı Ecevit çiftinin dünyaya gelen erkek çocuğuna Bülent ismi verildi. Babası Kastamonulu, annesi ise İstanbulluydu. Ecevit soyadı, Kastamonu yöresindeki bir bucağın isminden esinlenilerek alınmıştı. Hem anne babası hem de dedeleri Osmanlı ve Cumhuriyet’in “seçkin” üyeleriydi. Baba Prof. Fahri Ecevit Cumhuriyet’in ilk yüksek öğretim kadrosundan, sonraları milletvekili; anne Nazlı Ecevit de sanatçı ve ressamdı. Dedesi ise Osmanlı ulemasından müderris Mustafa Efendi’ydi. Diğer dedesi ise Alay Kumandanı Mehmet Emin Bey’di. Babası Fahri Ecevit, Ankara Hukuk Fakültesi adli tıp profesörüydü. Fahri Ecevit 1943’ten beri CHP Kastamonu Milletvekili olarak Meclis’te görev yapıyordu. Ancak 1950 seçimlerinde yeniden seçilemedi. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)




--------------------------------------------------------------------------------

“EDEBİYATÇI OLMAK İSTİYORUM”
Ecevit Robert Kolej’in edebiyat kolundan mezundu. Annesi Nazlı Hanım, mimar ya da mühendis olmasını isterken babası, edebiyat kolundan mezuniyeti sebebiyle Ankara Hukuk Fakültesi’ne yazılmasını istedi. “Edebiyatçı olmak istiyorum.” diyen genç Bülent’in bu görüşü etkili olmadı. Ancak Hukuk Fakültesi’nde yalnızca üç ay dayanabildi. Israrın fayda sağlamayacağını gören anne ve baba Ecevitler onu serbest bıraktılar. Ecevit, Basın Yayın Genel Müdürlüğü’ne tercüman olarak girdi. Bu sırada Çetin Altan da Galatasaray Lisesi mezunu olması sebebiyle Fransızca mütercim olarak aynı büroda görev yapıyordu. Ertesi yıl Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümüne kayıt yaptırdı ve ikinci sınıftan başladı. Ancak Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ndeki öğrenimini de yarıda bıraktı. Bu sıralarda Doğu mistisizmine ve Hint felsefesine büyük ilgi duyuyordu, en büyük tutkusu da şiir yazmaktı. Doğu mistisizmi ile Batı rasyonalizmi arasında bir bocalama devresi yaşıyordu. Klasik Batı müziği dinleyen ve Türk halk müziğine hayranlık duyan Ecevit, Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği Basın Ataşeliği’ne kâtip olarak gönderildi. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)




--------------------------------------------------------------------------------

ULUS’TAN POLİTİKAYA
Bülent Ecevit, Londra Üniversitesi’ne kaydını yaptırmıştı. Sanat tarihi ve Doğu dillerinin Latincesi olarak kabul edilen Sanskritçe okuyacaktı. Fakat üniversiteyi terk etmesi ve basın ataşeliği gibi geleceği olmayan bir işte bulunması baba Ecevit’i tatmin etmiyordu. Bu sebeple Bülent’i Türkiye’ye geri çağırdı. O sırada başbakan yardımcısı olan Nihat Erim’e durumu anlattı. Bülent, Basın Yayın Müdürlüğü’ndeki işine dönmek istemediği için Erim onu CHP’nin yayın organı Ulus’a yerleştirdi. Böylece Ecevit’in gazetecilik yaşamı da başlamış oldu. Aslında gazeteciliği onun CHP liderliği ve Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığına uzanan politika hayatının da başlangıcı oldu. Çetin Altan’la birlikte Ulus gazetesinde mütercimlik ve sekreter yardımcılığı görevini yürütüyorlardı.

Ecevit’i politikaya Ulus’ta çalışıyor olması itti. Yoksa o tarihe kadar, politikacı bir babanın oğlu olmasına rağmen politikayla hiç ilgilenmiyordu. Demokrat Parti’nin öncülüğünde Meclis, CHP’nin mallarını Hazine’ye devredince Ulus gazetesi kapanmış, Nihat Erim ve kadrosu Halkçı gazetesini çıkarmaya başlamıştı. Ecevit Halkçı gazetesinde fıkra yazarıydı. Daha sonra Ulus gazetesi ismiyle yeniden yayına başlayınca o da yeniden Ulus’un yazarı oldu. Ulus’ta Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan sonra iki numaralı yazardı. Demokrat Parti’yi destekleyen Zafer’in başyazarı Bahadır Dülger’le bir ara sert polemiklere girdi. Cüneyt Arcayürek ve Altan Öymen gibi isimlerle birlikte çalışıyordu. Bir ara Rahşan Hanım’ın da çalıştığı Ankara’daki Amerikan Haberler Merkezi’nin daveti ile dört aylığına 1954 Ekim ayının başında ABD’ye gitti. Çağrı Amerikan Basın Enstitüsü ve ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Eğitim Mübadele Programı’ndan yapılmıştı. Bu davetin amacı gelişmekte olan ülkelerde liderlik yeteneği olan ve iyi derecede dil bilen isimlere Amerika’yı tanıtmaktı. İngiltere ve Amerika’dan sık sık davet alan bir gazeteciydi. Milletvekili seçildiği 1957 seçimleri öncesinde de Amerika’daydı. Batı dünyasını iyi tanımış olması ona politikanın basamaklarını tırmanmasında yardımcı oldu. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından 15 Ekim 1961’de yapılan genel seçimlerin sonucunda Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, hükümeti kurma görevini CHP lideri İsmet İnönü’ye verdi. İnönü kabinesinin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit’ti. 32 yaşında milletvekili, 36 yaşında da bakan olmuştu. 1965’e kadar İnönü’nün kurduğu hükümetlerde bu görevini sürdürdü. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)




--------------------------------------------------------------------------------

ORTANIN SOLU
İnönü-Ecevit Kavgası
1960’lı yılların sonuna doğru CHP’de işler iyice kızışmaya başlamıştı. Ecevit’in öncülük ettiği muhalif grup ile partinin 30 küsur yıllık genel başkanı İsmet İnönü’nün öncülük ettiği muhafazakarlar arasında ipler iyice gerilmeye başlamış, “ortanın solu” kavramı üzerine tartışmalar hararetli bir şekilde sürüp gitmişti. O dönemin önemli tanıklarında biri de namı diğer “en vefalı ‘inönücü’” Necip Mirkelamoğlu’ydu. Ve o olayları şöyle anlatıyor:

Ecevit, Atatürk'ü Marksist ideolojinin terminolojisi ile analiz ederek, şu sonuçları çıkarıyordu. "Atatürk döneminde geniş halk kitlelerinin yararına köklü değişiklikler gerçekleştirilememiştir... Atatürk ekonomik milliyetçi değildir... Atatürk'ün devrimciliği "biçimsel" halkçılığı "tepede bakan" bir halk patronluğudur... Gerçek devrim, üretim ilişkilerini yeniden düzenleyen ve ekonomik güce el değiştirten alt yapı devrimidir... Ki Atatürk bunu yapamamıştır.” Genel sekreter bu minval üzerine konuşurken, o zamanki en yakın arkadaşı ve başında bulunduğu hizb'in ideoloğu Deniz Baykal da "Türk solunun her türlüsünün ve tabii sosyal demokrasinin de Marksizm'e dayanmakta olduğunu" ifade ediyordu. (Ulus Gazetesi 4 Şubat 1971)

Bu türdeki sol edebiyat parti içine sokaktaki aşırı solu celp ve cezb etmiş bulunmaktaydı. Ve İnönü Atatürk'le beraber kurduğu Partinin bu hallere düşmesinden son derece rahatsızdı. Bu rahatsızlığını merhum Abdi İpekçi ile bir konuşmasında şu şikayet sözleriyle anlatıyordu: "...Türlü baskılar altında kongreler yapılıyor... Dev-Genç militanlarını partiye alıyorlar. İstedikleri gibi ve maksatları için kullanıyorlar. Ne çeşit baskılar yapılıyor aklın alacağı şeyler değil. Dev-Genç teşkilatı lağvolundu, harıl harıl partiye kaydetmeye çalışıyorlar." (İnönü’den Anılar- Yeni Asır/ Hazırlayan: Necip Mirkelamoğlu)


Bülent Ecevit'in siyasi hayatının önemli dönüm noktalarından biri 1965 yılına rast gelir. O yıl yapılan CHP kurultayında Kemal Satır’ı yenen Ecevit genel sekreterlik koltuğuna oturdu. CHP’de “ortanın solu” kavramı bu kurultaydan sonra ortaya atıldı. Ecevit de “Ortanın Solu” çizgisinin arkasındaki isimlerden biriydi. Ancak bazı çevrelerce CHP’yi aşırı sola çekmek hatta “komünizm”e yaklaştırmakla suçlanıyordu. Partiye yeni kimlik arayışı iç çalkantılara yol açtı. 1965 seçimlerinin Süleyman Demirel’in başkanlığındaki Adalet Partisi’nin zaferiyle sonuçlanması da parti içi bunalımı hızlandırdı. Ecevit, 1965 seçimlerinde Meclis’e Zonguldak milletvekili olarak girdi. Turhan Feyzioğlu ve Kemal Satır grubu partiden koptu. 43 milletvekili Güven Partisi’ni kurdular. Bu Parti daha sonra Cumhuriyetçi Güven Partisi ismini aldı. CHP’nin içinde bir sola kaymadan söz ediliyordu. Ecevit bu konulardaki düşüncelerini 1966’da yazdığı “Ortanın Solu” ve 1968’de yazdığı “Bu Düzen Değişmelidir” kitaplarında açıkladı. Bu dönemde Türkiye bir çalkantı içindeydi. 1968 öğrenci olayları ve anarşi Türkiye’yi yeni bir bunalıma sürüklüyordu. Ecevit, 12 Mart 1971 muhtırasına karşı çıkış yaparak CHP Genel Sekreterliği görevinden ayrıldı.


CHP’deki aktif görevlerinden kopan Bülent Ecevit, ekibi ile birlikte parti tabanında destek arayışına girdi. Partinin neredeyse değişmez genel başkanı kimliğini kazanmış İsmet İnönü’ye karşı bir harekette başarılı olmak için başka bir seçenek de bulunmuyordu. Ecevit’in parti teşkilatına dönük çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. 1972’de toplanan CHP kongresinde Ecevit, İnönü’nün karşısına parti lideri adayı olarak çıkma gibi bir tercih yerine parti organlarına yönelik liste yarışına girdi. CHP'nin yeni lideri İşte bu kongrede liste yarışını İnönü’nün desteklediği Kemal Satır grubu değil Ecevit kanadı kazandı. Bunun üzerine İnönü, CHP genel başkanlığı görevinden istifa etti. 14 Mayıs 1972’de olağanüstü toplanan CHP kongresi Bülent Ecevit’i parti genel başkanlığına getirdi. CHP lideri Ecevit, hükümetten çekilme kararı aldı. Bunun üzerine İsmet İnönü, CHP üyeliğinden de istifa ettiğini açıkladı. Böylece Ecevit 1938’den itibaren aralıksız 34 yıl CHP genel başkanlığını yapan İsmet İnönü’yü siyaset kulvarından çıkarmış oldu. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)




--------------------------------------------------------------------------------

BAŞBAKAN ECEVİT
CHP’nin Nihat Erim hükümetinden çekildiğini açıklamasıyla ara dönem sonuçlanmadı. Yine bir senatör olan Ferit Melen başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Ferit Melen hükümetini Naim Talu hükümeti izledi. Ara rejimlerle geçen bu bunalımlı döneme 1973 seçimleri kısmen noktayı koyabildi. Ecevit 14 Ekim 1973 seçimlerinde bir sol partinin demokratik seçimler ortamında ilk kez birinci parti olarak çıkmasını sağladı ve yüzde 33.39 oy aldı. CHP’nin bu düzeyde bir oy oranına ulaşmasında o sırada Türkiye İşçi Partisi’nin kapatılmış olmasının da etkisi oldu. Ancak CHP, seçimleri Adalet Partisi’nin önünde tamamlamasına karşılık Meclis’te çoğunluğu alamamıştı. Ecevit’in 26 Ocak 1974’te Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi ile kurduğu koalisyon hükümeti 10 ay dayanabildi. Bu koalisyon sırasında Kıbrıs Barış Harekatı yapıldı. Yüzde 41'lik rekor 5 Haziran 1977 seçimleri de Ecevit liderliğindeki CHP’nin birinciliğiyle sonuçlandı. CHP yüzde 41.4, Adalet Partisi ise yüzde 36.9 oy aldı. Bu oy oranı bir sol partinin demokratik bir seçimde aldığı en büyük oy olarak siyaset tarihine geçti. Ancak bu sonuç da tek başına bir Ecevit iktidarına elvermedi. CHP 213 milletvekili çıkardı, tek başına bir Ecevit iktidarı için yalnızca üç milletvekilliği eksikti. Türkiye bu tarihten sonra da hükümet bunalımları yaşadı. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)




--------------------------------------------------------------------------------

GÜNES MOTEL OLAYI
Ecevit’in 15 Haziran 1977’de kurduğu ve cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün onayladığı azınlık hükümeti Meclis’ten güvenoyu alamadı. Bunun üzerine Demirel başkanlığında 2. Milliyetçi Cephe hükümeti kuruldu. Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi yeniden bir araya gelmişti. Ecevit, “Kumar borcu olmayan 11 milletvekili arıyorum.” tarihî sözünü bu dönemde söyledi. İstanbul’daki Güneş Motel’de görüştüğü Adalet Parti’li 11 milletvekiline de bakanlık sözü vererek milliyetçi cephe hükümetini düşürme girişimlerini başlattı. Bu hükümet düşünce 5 Ocak 1978’de en uzun süreli başbakanlık yapacağı yeni hükümetini kurdu. (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)




--------------------------------------------------------------------------------

DEMOKRATİK SOL PARTİ
Yasaklı yıllar 12 Eylül müdahalesinin ardından Ecevit de Demirel gibi 10 yıllık siyasi yasaklı bir politikacıydı. 1987’de Özal ile Demirel arasında sert polemiklere yol açan referandumda siyasi yasaklar kaldırılınca, 1985’te kurulan DSP’nin liderliğini Ecevit devraldı. 1987 Kasım’ında yapılan milletvekili seçimlerinde Demokratik Sol Parti barajı aşamayınca Ecevit politikayı bıraktı. Ancak 1989’da yapılan DSP kongresinde yeniden partinin başına geçti. 1991 seçimlerinde Demokratik Sol Parti hem barajı aştı hem de Ecevit ve 6 arkadaşı Meclis’e girdi. 1991 seçimlerinden sonda Demirel liderliğindeki Doğruyol Partisi ile Erdal İnönü liderliğindeki SHP koalisyon hükümeti kurdu. Demirel ve İnönü önemli bir projeye el atarak CHP ve Adalet Partisi’ni yeniden açıp, Hazine’ye devredilen mal varlıklarını yeniden elde etmek için adım attılar. Aydın Menderes’in, Demokrat Parti ve DYP’yi Adalet Parti’sinin çatısı altında bir araya getirme girişimi başarısız oldu, Demirel’in ağırlığını koymasıyla AP kendisini feshetti. Ancak özellikle Deniz Baykal ve arkadaşlarının girişimleriyle CHP kendisini feshetmedi ve yeniden siyaset kulvarına katıldı. Bu hareket solda parçalanmaya neden oldu.

CHP ve DSP’yi buluşturma girişimlerine DSP lideri Ecevit, Baykal’la uyuşmayan siyaset tarzı sebebiyle hep soğuk yaklaştı. Sonuçta 24 Aralık 1994 seçimlerinde Ecevit DSP’yi yeniden solun birinci partisi olarak çıkardı. DSP yüzde 14’e varan oy oranıyla 75 milletvekili çıkarırken CHP yüzde 10’luk barajı kılpayı aşabildi. 1994 seçimlerinin ardından kurulan Anayol ve Refahyol hükümetlerinden sonra ANAP ve DSP ortaklığında Anasol-D hükümeti kurulunca Ecevit, Yılmaz başkanlığındaki hükümetin başbakan yardımcısı oldu. Bu hükümetin Meclis’te düşürülmesinden sonra başlayan hükümet arayışları, DYP ve ANAP destekli Ecevit azınlık hükümeti ile noktalandı. Böylece Ecevit 19 yıl aradan sonra yeniden başbakan oldu. Ve 18 Nisan 1998’de yapılan seçimlerle DSP’yi birinci parti yaptı ve başbakan oldu... (13 Ocak 1999-Fuat Akyol/Zaman)

Tükendim

TÜKENECEĞİZ

Ne böyle senle ne de sensiz
Yazık yaşanmıyor çaresiz
Ne bir arada ne de ayrı
Olmak imkansız hiç sebepsiz

Ne hayallerle ümitlerle
Mutlu olmaktı dileğimiz
Suçlu ne sensin ne de benim
Şimdi sensizim sen de bensiz

Bir an gelip de küllenince
Yüreklerimiz dinlenince
Başka sevgilerde teselli bulunca
İşte biz o gün düşüneceğiz

Bir an gelip de küllenince
Yüreklerimiz dinlenince
Başka sevgilerde teselli bulunca
İşte biz o gün düşüneceğiz

Etrafımızı sarıverecek
Bir boşluk ki asla bitmeyecek
Herşey bir anda anlamsız gelecek
İşte biz o gün tükeneceğiz
İşte biz o gün tükeneceğiz

Bir an gelip de küllenince
Yüreklerimiz dinlenince
Başka sevgilerde teselli bulunca
İşte biz o gün düşüneceğiz

Etrafımızı sarıverecek
Bir boşluk ki asla bitmeyecek
Herşey bir anda anlamsız gelecek
İşte biz o gün tükeneceğiz
İşte biz o gün tükeneceğiz
İşte biz o gün tükeneceğiz...

Söz-Müzik: Sezen Aksu (Sen Ağlama)

Pazar, Ekim 22, 2006

bayramınız kutlu olsun.....



BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

Ramazan_ı Şerif 'i uğurlayıp Bayrama kavuşuyoruz. Bayram gibi bayram diliyorum hepimize....

(resim kaynak: http://www.ntvmsnbc.com )

Cuma, Ekim 20, 2006

Cebin Haysiyetinin Önüne Geçmesin -Murat Kaya

Yahudiler Hitlerin elinden kurtulduklarında hiçbirşeyleri kalmamıştı .Bırakın devlet kurmayı yiyecek ekmekleri dahi yoktu . Ancak uluslarası camia Almanyanın soykırım yaptığını kabul ettiğindeyahudilere tazminat yolu açılmış oldu . Yahudiler açtıkları davalarla neredeyse tüm alman şirketlerini ve alman bankalarını tazminata mahkum ettirdi . Bugün satılan bir Mercedesten bile belli oranda İsrail hükümetine pay gidiyor ve bu durum gizli değil, zaman zaman gündeme geliyor. İsrail bugün dünyanın en zengin ülkelerinden biri . Ülkelerinde nükleer reaktörlerden tutun en son teknolijiye sahip uçak fabrikaları bile var . Ancak Hitler döneminde dünyanın en zengin ve en gelişmiş ülkesi olan Almanya bir dönem toparlanmış gibi görünse de belini doğrultamadı .Ekonomisi son 10 yıldır gittikçe kötüleşiyor .Ermenistan çok fakir bir ülke . Hiçbişeyleri yok . Açlar . Sanayileri , markaları hiçbişeyleri yok . Avrupanın lider ülkesi Fransanın bu soykırımı tanıyıp bize tazminat davası açılması yolunu açması bir anda tüm diğer ülkelere sıçrayacak . Şu an ciğercikapısında bekleyen kediler gibi ellerinde dosya bekleyen ermenistan hükümeti açacağı binlerce tazminat davası ile Türkiyeyi çok zor duruma düşürecek . Zaten belimiz kurulduğumuz günden beri bükük duruyor , bu tazminatlar Osmanlıyı çökerten kapitilasyonlar gibi bizi de çökertecektir .Siyasi görüşün ne olursa olsun , bu memleketin insanıysan bu maili yayabildiğin kadar yay , şu bilinçsiz halkını uyarmaya çalış .Fransız markalarından alışveriş yapma , 3 kuruş fazla ver , 2 adım fazla yürü başka marka kullan . Cebin haysiyetinin önünegeçmesin .

Murat KAYA
Fortis AŞ

Tövbe

Cesedim yaşıyor, cesedim yanıyor..Ruhum boşlukta sürükleniyor , arınmak istiyor , tutunacak bir dal istiyor , tutunacak bir dal "olmak" istiyor. Biliyor herşeyi ama hiçbişey yapamıyor ait olmak istiyor sevdiğini göstermek istiyor gösteremiyor. Yeniliyor nefsine kahroluyor bırakıyor. Rüzgar çıkıyor yapraklar düşüyor tek tek ruhun dallarından.Önce sevgililer düşüyor sonra sev"diye"liler birer birer...Meltem bile değil belki ama cesedimi kavuruyor ruhumun samyeli...Bu beden ruhu savrulan bir beden ancak cesed olabilen bi beden;kokluyor tüm bedenlerinizi bir kez aldığı nereden ne olduğunu bilmediği o ilahi kokuyu arıyor. Tek yol var biliyor ve o yoldan git gide uzaklaşıyor...

Mübarek Kadir Gecemizde Yüce Allah (c.c) tüm tövbelerimizi kabul etsin, hepimize öncelikle saf iman ve istikamet versin. Allah (c.c) hepimiz affetsin.

Çarşamba, Ekim 18, 2006

Hokkabaz-20 Ekim

Perşembe, Ekim 12, 2006

Kelebek

Derin gecelerden birinde, gözün karanlığa alıştığında gündüz bile göremediğin detaylar gözüne ilşir. Yoksa bütün bunlar gece mi ortaya çıkıyor??? Olabilir neyse görüntüler gürültüler ama herkes uyuyor, tavanda uçuşan hatıralar vakit sanki daha yavaş ilerliyor yada beynim daha çabuk işliyor. Birden tavanda bir ekran açılıyor kıpırdayamıyorum bile sanki birileri bunu izlememiistiyor.Kapkaranlık bir oda sadece ince çocukluğumuzun uzun elektrik kesintilerindeki en yakın dostlarından beyaz parafinliucuz işçilik mumlarından birinin kör ışığı var. Yaklaşıyorum muma birden farkediyorumki o mum canlı. Dibini bile aydınlatamazken titrek aleviyle kör karanlığa karşı don kişot misali saldırıyor. Saygıyla izlemeye başlıyorum hiç sesimi çıkarmadan, Bir kelebek peydah oluyor mağrur, alımlı,kendini beğenmiş.Kendinden emin kant çırpıyor gidecek tek yerivar benim gibi.... ateşe doğru kanat çırpıyor, oda etkileniyor mumdan alevinin parlaklığından, mumda kelebeğin kanatlarından özğürlüğünden çünkü mum gidemez başlaları tarafından yerleştirildiği yerden öteye mumun hayatını başları belirlemiştir. Kelebeğin güzelliği karşısında adeta büyülenmişti mum onu etkilermek için tek bir şeyi vardı oda alevi.Daha çok kendini zorladı mum daha gürleşti alevi , alevi gürleştikçe daha da yakınlaştı kelebek, daha da sevdi kelebeği daha da bağlandı daha da eridi...Eridi eridi telaşlandım müdahale etmek istedim farkındaydım mumun aşkının kelebeğin umursamazlığının kelebek sadece alevinden etkilenmişti oysa ki mum bir hiçti.. bağırmak istdim duymuyordu bile mum.. Yandı yandı en sonunda bitti.Birden karanlıklaştı herşey göremedim ne oldu ne bitti. Silkelendim sabah ezanı okunuyordu uyanmışım gözümde bir damla yaşla kafanda tek cümle dolanıyordu 'KELEBEĞİN ÖMRÜ SADECE BİRGÜN'...
Saygı ve sevgilerimle
okan kasnak
mazbatalı deli
30.06.2004 sabaha karşı

Keşf-i Emet

O melun laneti keşfettiğinde henüz ergen olmamıştı. Haminnesinin koynunda aşağı küçük odada uyuduğu o vakitlerde gece ezan sesleriyle uyanır korku dolu gözlerle etrafına bakardı., ona bu korkuyu veren ne karanlık ne de sessizlik idi. Ansızın o tatlı uykusunun bir yerinde tüm bedenini adeta kavuran bir korkuyla uykusunun en tatlı yerinde uyanıyordu. Küçük bedeninini kavuran bu ateşe karşılık yapabildiği tek şey vardı...işemek. Artık sabah namazına sırtında sıcak bir ıslaklıkla kalkan hanimne , hergün döşşek içi değiştirmekten onu didmekten bitap düşen anasınıda yanına alıp onu mahallenin hoca teyzesi Fatma'nın yolunu tutmakta buldular çareyi. Aylardır korkusunu anlatamıyor yavaş yavaşda korkusunun ateşinin nedenlerini çözmeye başlıyordu. Hoca teyze anlatılanları gözünü ufaklığa dikerek dinledi. O güne kadar dinlediği masallarda ki bi dudağı yerde bi dudağı gökte diye hayal ettiği cadılara, büyücülere hiçte benzemiyordu Hoca Teyze. Bembeyaz yüzü adeta pamuğu andırıyordu, yine kenarları üzüm oyalı beyaz yaşmağının kenarından gözüken saçları yaramaz beyaz bir buluta benziyordu ,ona dikkatle bakan masmavi gözlerdeki pırıltıyı o güne kadar hiç görmemişti, pırıltılara baktıkça büyüleniyor büyülendikçe byu alemi terkedip başka alemlere gidiyordu. Birden bire o pırıltı arttı etraf ışıl ışıl olmuştu.Parıltıdan hiç bir yeri göremiyordu yerin altından kaydığını hissetti etrafında ne anası ne haminnesi nede hoca teyze kalmıştı. Bir yerlere gelmişti burayı tanıyor gibiydi ama etrafı hala seçemiyordu. birşeyler ona adıyla sesleniyor onu davet ediyordu. Sesin geldiği yöne doğru gittikçe parıltı azalıyordu burası çiftliklerine benziyordu ama değildi, yemyeşil bir çayırda binlerce ufak su birikintisi vardı. Her birinin başında birer çocuk vardı. Kimisi gülüyor, kimisi ağlıyor, kimisi sevinçle zıplıyor kimisi ise sinirli sinirli söylenip dövünüyordu. Onlara doğru ilerledi.Kendini çok hafif hissettiomzuna dokunan eli tuttu ve içeriye girdi .Hemen ilk birikintinin yanında durdu çocuk ağlıyordu çocuğa nedenağladını sordu masumca çocuk ona cevap vermedi onu duymuyordu bile omzundaki el suyu işaret etti ; aman allahım diye bağırdı ufaklık suya bakınca. Suda gördükleri onuda dehşete düşürmüş ağlamaya başlamıştı. O kadar çok ağlıyordu ki gözlerinden yaş yerine kan gelmeye başlamıştı. Birdenbire sarsılmaya başladı ayakları yerden kesilmişti tekrardan yine çok tanıdık bir yere geldi üç kadın bir çocuğun başında toplanmış telaş içinde birsi yüzünü tokatlıyor birisi kendini paralıyordu yaşlı olanıysa olanca gücüyle bağırarak dualar okuyordu. Dahada yaklaştı ve yerde yatan kendini gördü gözlerinden kanlar akar halde...Işık arttı göremez oldu...

Okan KASNAK
11/01/2005 Salı 03,46

Cumartesi, Ekim 07, 2006

Lö Fransızca

Perşembe, Ekim 05, 2006

Çıkaramam

Herhangibir şeyi çıkarırsam aslında çıkardığım benliğim olur. Benliğimi oluşturan geçmişim ve de geleceğimdir. Ne geçmişimi nede geleceğimi inkar edemem. İnkar etmek ikrardan doğar. Ben ikrar da edemem.

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Esir Yürekler

Canım, Sevdiğim, Yüreğim...
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. Şair : Yılmaz Güney

Bilgin Gökberk Ne güzel Demişsin

Her erkeğin karşısına ( o da eğer şanslıysa ) hayatında bir kere çıkan ( çoğu zaman çıkmayan ) o o özel kadını dünün dününün gecesi kfamdan attım... Bir daha büyük bir ihtimalle böylesi benim bile ( şanslıyımdır ) karşıma çıkmayacak olan özel bi kadını hem de... Evet kafamdan attım. Hala yüreğimde tabii. Yine de... En zoru başardım sanki...(!) Hep ben gibi yaşayan ben... Üç küsur senedir.. Biri için yaşadım. Birinin şartlarınla şurtlarınla yaşadım. Başka biri gibi yaşadım. Ben gibi yaşamdığımda, tadım da kaçıyor, tuzum da... Tatsız tuzsuz bir benle yaşadı O da... Sıkıldım.. Sıktım da...

Çarşamba, Eylül 27, 2006

Destina -Zamanı Gelmişti

Dün gece sen uyurken ismini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç öykülerini anlattım
Dün gece sen uyurken çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç öykülerini anlattım onlara
Dün gece sen uyurken yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
Iste bu yüzden sırf bu yüzden yeni bir isim verdim sana
Destina
Sen öyle umarsız, uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden sırf bu yüzden işte
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğum için
Seni bu denli yıktıkları için
Yaşamımın gizini vereceğim sana destina

Çarşamba, Eylül 20, 2006

Semi-Molten State

Anadolu Lisesi'nin en sevmediğim yanlarından birisi Fen bilgisi ve Matematik derslerininde ingilizce olarak okutulması idi. Ne faydası olduğunu hala bugün bile anlayabilmiş değilim ancak o günlerden aklımda kalan bir kelimedir Semi-Molten State . Türkçe mealiyle akışkan hale gelmek üzere olan katı...Orada öğrendim en katı maddelerin bile bir erime noktası olduğunu ; herşeyin bir erime, tükenme noktası olduğunu ve de çok sevdim lavlar ve yanardağları. Sizede biracık bahsedeyeim kıssadan hisse... Koca koca kayalar , bükülmez demirler yüksek ısılarda o mağrur hallerini bırakıp, hiç değişmez diye düşündüğümüz çehrelerini değiştirip eğilip bükülüp erimeye başlarlar, Semi-Molte State 'e gelince. Belkide binlerce yıldır bulundukları yerleri yavaş yavaş terketmek zorunda kalırlar istemeselerde çünkü sıcaklık onları değiştirmiştir. Artık ERİYİP SIVI OLMAYA çok az kalmıştır. Sıvı olma neyse....

Saygılarımla
Okan KASNAK
Bağlarbaşı 20/09/2006
http://okasnak.blogspot.com